Bu yazımızla Sümer tabletlerinde yer aldığı söylenen ve bizlerin günlük konuşmalarımız içerisinde de zaman zaman kullandığımız “Gençlik nereye gidiyor?” sorusuna neredeyse aynı gerekçelere dayanan ve kendi alanımız ile alakalı olarak cevap aramaya çalışacağız. “Dans nereye gidiyor?”
Şüphesiz ve hemen herkesin bildiği üzere “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” ilkesinden yola çıkıldığında zaten tüm dünya ve insanlık için geçerli olan “Değişim” faktörü dans için de bağlayıcı olacaktır.
Peki neden bu soruyu sorma ihtiyacı hissettik? Cevabı aslında bu sanatın profesyonelleri olarak bizlerin gözlemlerinin yanında değerli velilerimizden gelen dönütler ve onlarla yaptığımız konuşmalardan yaptığımız çıkarımlarda gizli. Özellikle son 10 yılda hızla gelişen cep telefonu ve tablet ekosistemi içerisinde yer alan uygulamalar ve sosyal medya kullanımının her alanda artmış olması kaçınılmaz olarak dansın bir tüketim unsuru haline gelmesine, bu açıdan öne çıkmasına neden oldu. Biliyoruz ki herhangi bir alan “tüketime” açılırsa o alanda ister istemez pek çok “rakip” ve kıran kırana bir “izlenme-beğenilme” kaygısı oluşuyor. Tüm bu kaygılar “clickbait” almak veya “fon alabilmek” adına olur olmaz tavizlere-hareket biçimlerine dönüşmeye evrimleşebiliyor. Tüm sanatçılar için bu geçerli olmasa da özellikle bu sanat alanı ile yeni tanışmış ve burada hızlı bir kariyer hedefleyen kişiler için kestirme yol olarak deforme edilerek bir popülerite kazanmak tercih edilir hale geliyor. Peki deformasyon nasıl oluyor? Bizim bu yazımıza konu olan deformasyon popüler parçaların yorumlanması değil nasıl yorumlandığı ile ilgili. Yani kişilerin yaşları ve olgunluklarının dışında bir performans sergilemeleri şeklinde.
Sosyal medya ve beğenilme baskısı yüzünden tüm bu takipçi-izleyici kitleler ve çogunluğu gençler ile çocuklar bu akımlara kendileriniz kaptırarak içseleştiriyor ve kendi gerçeklerinin çok üzerinde performansları sergilemeye başlıyorlar. Bu sergileme ne yazık ki sadece kendi çevreleri çinde kalmayıp yaptıkları yayınlarla dünyanın bir ucundaki insanlara kadar ulaşıyor ve bazıları sonu ön görülemeyen kötü sonuçlara kadar gidebiliyor.
Acaba önemli olan “Değişmekten” ziyade nasıl “Değiştiğimiz” midir? Çünkü biliyoruz ki “Değişim” rüzgarına direnmek anlamsızdır, ancak onu kullanmak ve yelkenlerimzi şişirip doğru istikamete göre yönlendirmek bizi daha da güçlü kılacaktır.
İşte bu bilinç ile rüzgarın bize direttiği yerine bizim onu yönlendirme yolunu seçerek değişik yaş gruplarındaki dans eğitimlerimizde öğrencilerimizin olgunluk ve hazır bulunuşluk seviyelerine göre doğru olan üzerinden ilerlemeye çalışıyoruz. Siz değerli okuyucularımız son cümlede geçen “doğru olan” ifadesinden ötürü “Peki doğru nedir?” diye doğal olarak sorabilirsiniz. Doğru olarak kabul ettiğimiz öğrencilerimizin biraz önceki satırlarda bahsettiğimiz yaş, olgunluk kriterlerine uygun dans figürleri ile eğitimin verilmesidir. Küçük kız öğrencilerimize genç kız, genç kız öğrencilerimize yetişkin dans kombinasyonları göstermek onların istekleri ne olursa olsun pedogojik olarak doğru olmayacağı gibi ilgili yaş grup performansını izleyen seyircilerimizin ise yadırgayacağı bir performans şekline bürünecektir. Dolayısı ile her yaş grubu kendi gerçekleri ile değerlendirilmeli ve o gerçeklere uygun koreografiler ile performanslarını icra etmelidirler.
Sonuç olarak nasıl ki “Her yaşın ayrı bir güzelliği var” ise “Her yaşın dansı da ayrı bir güzel!”
Sevgiyle kalın, Dansla kalın!…..
