Sıklıkla ailemizde, sosyal ortamlarımızda veya okulda yaptığımız konuşmalarda “Sanat” hakkında konu açıldığında genelde meselenin dönüp dolaşıp “Yetenek”e denk geldiğine şahit olmuşuzdur. Ancak üzerinde pek düşünmeyip üstün körü geçiştirip kendimiz hakkında da peşin hüküm vererek kendimizi yeteneksiz olarak ilan etmişizdir. Hâlbuki durum gerçekte böyle midir? Mesele sanatı hangi yönü ile aldığımız ile alakalıdır. Sanat eğlenmek içindir, sanat öğretmek içindir, sanat öğrenmek içindir…liste böyle uzar gider. Önce bizlerin beklentilerimizin farkında olmamız ve hangi sanatın hangi köşesinden tutacağımıza karar vermemiz gerekir. İşte bu karar aşamasından sonra işlerimizi biraz daha kolaylaşacaktır. Zira verilen karar doğrultusunda işte en başta bahsettiğimiz yetenek unsurunun ne derece gerekli olduğu ortaya çıkacaktır. Hiç şüphesiz yeteneğin en gerekli olduğu yaklaşım sanatın sanat için uygulamaya alındığı alan olacaktır. Bu felsefeyi benimsemiş insanların bulunduğu ortamlarda yetenek belki de olmazsa olmaz ilk şarttır ve biz bu insanları zaten ilgili sanat alanınını profesyonelleri olarak adlandırmaya başlarız. Bu alanın istediği yetenek ve çalışma seviyeleri de hiç şüphesiz en yoğun eforları isteyen bir hal alır. Bir de biraz önce saydıklarımız içinden bu profesyonel alanın dışında kalan unsurlar söz konusudur ki onların çeşitlerine göre yetenek ve çalışma yoğunlukları değişkenlik gösterebilir. Söz gelimi sanatı eğlence aracı olarak görüyorsak ya bir izleyici pozisyonunda kendimizi konumlandırırız ya da amatörce o zanaata kısıtlı bir vakit ayıran ve uygulayıcısı olmaya çalışan hobi uğraşı olarak faaliyet gösteririz. İşte bu yaklaşımlar özellikle küçük çocuklar ve gençlerin eğitiminin şifreleri açısından önem taşımaktadır. Çünkü bu sayede çocuklar ve gençler ait oldukları sanat alanlarını daha iyi kavrayıp geleceğe dair dinamiklerini keşfedip kariyer yapmak istedikleri branşları daha iyi sağlayacaklardır. Neticede sanat eğitimi alan hiç kimseden profesyonelliğe adım atması beklenemez.
Ancak küçük ve genç yaşlarda alınacak eğitimler kişiye tercihlerini yapmada daha akılcı davranmalarına ve sanat kritiği-değerlendirmelerinde daha yetkin saptamalarda bulunmaları açısından önemli bir rol oynayacaktır. Tabii bir de günümüz toplum yaşamında kötü alışkanlıklar, sıkıntılı arkadaşlık ilişkileri ve de teknoloji bağımlılığına ara vermek gibi rolleri de üstlenecek ve daha kaliteli ve farklı kapıları açacak zihni ve bedeni bambaşka formasyonlara sürükleyecek alanların açılmasına neden olacaktır.
Buraya kadar yetenek ve sanat eğitimindeki genel yaklaşımlara dair değindiğimiz kısa notlarımız sonrası gelelim yeteneğin her şey olup olmadığı sorusunun cevabına. Sözü fazla uzatmadan söylemeliyim ki sanatın herhangi bir alanında profesyonel bir seçim yapılarak ilerlemeye karar verildiğinde yetenek çok önemli bir faktördür ama dürüst olmak gerekirse her şey demek değildir. Onu takip eden ve destekleyen diğer faktörlerin başında çokça çalışmak ve networking-bağlantılar kurmak gerekmektedir. Kendi kabuğumuza çekilerek ürettiğimiz sanatın ne sanata ne de topluma herhangi bir faydası bulunmayacaktır. Kaldı ki başka sanatçılar ve sanat akımları ile ilgileniyor olmak kişinin kendini ve bakış açısını sanat anlayışını geliştirmek adına en önemli yapılması gereken unsurlardan biri haline getirmektedir.
Aslında bu yazıda geçen her bir unsur başlı başına bir makale konusu iken fikir vermesi ve bir girizgâh olması açısından genel bir bakış anlamında zihinlerimizde bir kapı aralayacağını umuyorum. Bu yazı ve yazılarımızı okuyup aklınızda oluşabilecek her türlü soruları gönül rahatlığı ile bize yazabilir ve gelip stüdyolarımızda konuşabiliriz.
Bir sonraki yazımızda görüşene kadar Sevgiyle kalın, Dansla kalın!..
