Dans, bir fikir veya duyguyu ifade etmek, enerjiyi serbest bırakmak veya sadece hareketin kendisinden zevk almak amacıyla, genellikle müzik eşliğinde ve belirli bir alanda vücudun ritmik bir şekilde hareketidir.
Dansın en temel motiflerinden biri, duyguların ifadesi ve iletişimidir.
Dansın kendisi, basit spontane aktivitelerden biçimsel sanata veya herkesin katıldığı bir sosyal toplantıdan, dansçıların seyirci önünde performans sergilediği bir tiyatro etkinliğine kadar çok çeşitli biçimler alabilir.
Bu geniş form yelpazesi içerisinde dans, dini, askeri ve kültürel işlevler de dâhil olmak üzere çok farklı işlevleri yerine getirir.
Dans aynı zamanda tüm kültürlerde kutlama, kur yapma, dinlenme ve eğlence gibi önemli toplumsal rollere sahiptir.
Birçok bilim insanı, dansın bir zamanlar günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu ve hem pratik aktivitelere hem de dini ritüellere eşlik ettiğini öne sürmüştür. Toplumlar daha karmaşık hale geldikçe, dini, iş ve av dansları gibi daha önceki ritüel biçimlerinin çoğu, başlangıçtaki önemlerini yitirdi ve eğlence amaçlı hale geldi.
Dans aynı zamanda siyasi veya sosyal güç sergilemenin bir aracı olarak da kullanılmıştır.
Örneğin, Antik Yunan’da vatandaşlar, kısmen şehir devletine bağlılığı teşvik etmek amacıyla danslı tiyatro oyunlarına katılmaya zorlanırdı.
Tüm farklı dans formlarında hareket, stilizasyon ve biçimsel organizasyon yoluyla dansa dönüşür; Ancak, disiplinli ve kalıplı hareketler içeren ve dans kategorisine uymayan birçok aktivite türü vardır; örneğin spor veya belirli hayvanların davranışları. Çünkü bu aktiviteleri yöneten ilkeler, estetik zevk, kendini ifade etme ve eğlencenin temel ilkeleri değildir. Özellikle çağdaş biçimiyle artistik patinaj Buz dansı yarışmalarını danstan ayırmak daha zordur, çünkü hem estetik hem de ifade edici nitelikler önemlidir. Ancak aynı zamanda, buz pateninde dansa göre daha sıkı uyulması gereken bazı kurallar vardır ve bir kez daha temel ilke, hareketin kendi başına keyif alınması değil, becerilerin rekabetçi bir şekilde sergilenmesidir. (Sanatçılara puan verilen dans yarışmaları, sanatı spordan ayırmayı daha da zorlaştırır, ancak puan kazanma ilkesine göre yönetildiği ölçüde, dans yarışmaları sanat olarak tanımlanamaz.)
Nitekim bir etkinliğin dans olarak sayılabilmesi için dansçının en azından onu dans olarak ayırt edebilmesi veya onu dans olarak niyet etmesi gerektiği ileri sürülebilir. Bu anlamda Kültürel kuralların kısmen ifadenin sınırlarını belirlediği söylenebilir.
Dans belirli olayları veya fikirleri iletemese de duyguları doğrudan ve bazen kelimelerden daha güçlü bir şekilde iletebilen evrensel bir dildir. Dolayısıyla, bir dansçı sıçradığında, seyirciler bunu bir coşku işareti olarak algılar ve heyecanın vücutta ürettiği kaldırma ve sıkıştırma hislerinden bir şeyler hissederler. Aynı şekilde, bir dansçının bedeni bükülür veya kasılırsa, düğümlenmiş acı hissinin yankısını hissederler.
Netice olarak dans etmeyi öğrenmenin en iyi yolu dans etmekten geçer.
Sevgiyle kalın, dansla kalın!…
